Uyarı: Başlıktaki altı sıfır ifadesinin GS-FB skorlarıyla ilişkisi bulunmamaktadır. Meşhur bir altı sıfır skoru var ama ben futbolla o altı gölü kimin attığını hatırlayamayacak kadar alakasızım. Neyse, yazıda futbol yok. Ama bir kısmı Fenerbahçe'de geçiyor.
Bugün size nostalji yapacağım sevgili mayışseverler. Ama korkmayın; öyle 90'lar, 80'ler, sobalı ev, Burak Kut muhabbeti değil...
Bugün benim mayışım yattı, yatar yatmaz eski sevgili kıvamına gelmiş olan (her akşam bir yeni mesaj) ev sahibime kirasını takdim etmeye seyirttim. Kalamış'ta otogalerisi var teresin. Geceye varan bir saatte gittiğimden neyse ki kendisiyle karşılaşmadım. Galerinin bekçisine verdim. Borcumu ödemiş olmanın ve tekrar beş parasız kalmanın verdiği huzurla, yolumu uzatarak, Selahattin Pınar sokağından Kalamış sahile vurdum kendimi. İşte ne olduysa o sırada oldu. Telefonun hafızasından dinlediğim karışık müzik listesinde bir Münir Nureddin Selçuk şarkısı çalmaya başladı. 1969 konser kaydından "Yeniçeriye gazel." Hemen listeye müdahale ederek "Kalamış"ı açtım. Acaba 44 yıl sonra Kalamış'tan ben de bir tatlı huzur alabilecek miydim? Az sonra...
Neyse...
Açtığım yalnızca Kalamış değildi mayışsever, açtığım aynı zamanda mayış sıkıntısının tarihiydi de. Birden bir baktım 44 yıl öncesindeyim. 44 yılda ne değişmiş diye kendime sormaya başladım. İlk başta denizin üstünde yürüdüğümü farkettim, doldurmaya doyamamışlar sahili. Sonra, 44 yıl öncesine göre ayakkabıların daha rahat olabileceğini düşündüm. Aklımda yolu iyice uzatmak olduğundan geldi o da aklıma. Köselelere talim ediyor olsaydım yolu o kadar da uzatmazdım herhalde. Kıyafetler biraz daha değişik olurdu, eski elyaf bir kabanımsı yerine eski bir pardösü giyiyor olurdum zannımca. Bıyık aynı kalırdı. Ha bir de kulaklık meselesi var. Yürürken kulaklıktan şarkı dinlemek yerine kendim birşeyler mırıldanıyor olurdum. Neyse denizin üstünde yürüdükten sonra diğer ayrıntılar çok da önemli değil.
Sonra parayı düşündüm, 44 yıl önce evimin kirası ne kadardı acaba. Gerçi benim şimdi oturduğum bina 44 yıl önce gıcır gıcır birşeydi muhtemelen, yöre esnafından öğrendiğime göre o zamanlar Anadolu şehrinde çalışan bir doktorun garsoniyeriymiş. Farkettim ki böyle bir yerden sağlıklı karşılaştırma yapamayacağım. Eve gelince 1969 yılı gazete fiyatlarına baktım. Milliyet 1969 yılında 50 kuruşmuş, bugün de 50 kuruş. Yolda yürürken de aşağı yukarı böyle bir oran olduğu üzerinden düşüncelere dalmıştım.
Ortaokulda, lisede hocalarımızın bize verdiği bir hayat dersi vardı. Sonra forward maillere, facebook iletilerine de konu oldu, gerçi konu edenler de gene emekli öğretmenlerdi. Neyse aforizma şu: "
Şimdi çocuklar bu sıfır (tahtaya sıfır yazıyor-rakamla) sizin işiniz olsun, bu sıfır (diğer sıfırın soluna ekleyerek devam ediyor) sağlığınız, bu sıfır arkadaşlarınız olsun, bu sıfır basur kreminiz olsun (altı yedi tane sayıyorlar genelde). Bu 1 de (sıfırların en soluna yazıyor) kişiliğiniz olsun. Bakın bi milyon oldu. Fakat başından bu 1'i yani kişiliğinizi silin geriye sıfırdan başka birşey kalmaz!!!"
Bu aforizmalarla büyüdük lan biz. Aman otobüste yaşlıya yer ver 1'imize bişey olmasın, hırsızlık yapma 1'in düşer, kavga etme 1'in bölünür diye diye bir bakmışız 44 yıl geçmiş. Elimizde bir tane 1'le oynayıp duruyoz. Altı sıfır atmışlar yanımızdan ses etmemişiz.
O altı adet sıfırın peşinde düştüm. Düşündüm 44 yıl önce Kalamış çevresinde bu kadar zengin yoktu. Kalamış'ta marina yoktu, bu kadar yat yoktu, kotra yoktu. 44 yıl önce Kalamış sahilde yürüyen bir fakirin kulağında kulaklık yoktu, ayakkabısı bu kadar rahat değildi ama sorarım size 1'in yanına dizilen bir tane 0 olur mu bundan? Bana kalırsa olmaz.
Sonra 44 yıl önce neler vardı onları düşündüm biraz. Üniversitelerde gene olaylar vardı, polis gene faşist, faşist gene korkaktı. Ama gençlik hareketine hareket çeken hareketin kralını da görüyordu. Süleyman Demirel vardı gene, gerçi o tarihten önce vardı, tarihten sonra da varolacak. Sonra Münir Nureddin vardı, konser falan veriyordu. Şairler vardı, yazarlar vardı. Onların bir kısmı hala var fakat eskisi gibi yazamıyorlar, yenisi de adam gibi yazamıyor. Ne bileyim belki Kalamış'a inen bir Selahattin Pınar sokağı yoktu ama Selahattin Pınar gibi aşıklar vardı. Binlerce dansöz yoktu mesela. Serdar Ortaç yoktu lan, daha ötesi mi var?
Bu kadar tüketmeyecektik, belki biraz daha erken ölecektik ama adam gibi ölme ihtimali daha yakındı.
Bence geç geldim ben dünyaya. İhraç fazlası mallar gibi iç piyasaya sürüldüm. Ne modaya uygun olabildim ne retro ne de füturist. 44 yıllık bir 1'le döne döne geldim eve. Ah, hocalarım görseydi ne kadar gurur duyarlardı benimle.