Cinsiyetçi küfürler için "darü'l-harb" talebimdir

Ben çocukken çok küfür ederdim mayışseverler, analı avratlı girişirdim. Ergenlikle birlikte ananısikim, amınakoyum her cümlede bulunan vurgulara dönüştü. Topluma ne ara kazandırıldım bilmiyorum ama yavaş yavaş dilim arındı, "lan" bile az kullandığım bir ünleme dönüştü. Toplum içinde küfür etmez oldum.

Tabi bir de meşru küfür alanları var. Yıllarca ana haber bülteni sırasında babamın ettiği küfürler mesela...

Dediğim gibi, hangi arada olduğunu bilmediğim bir şekilde dilim küfürlerden bir nebze arınmış oldu ama babamın açtığı meşruiyet alanında -ki bu siyasal bir düzlem oluyor- küfürlere devam ediyorduk.

Derken sosyal medya peydah oldu, küfürlerimiz global dünyada çok daha fazla kullanıcıyla buluşur oldu. Tabi küfürlerimiz toplumsallaşırken biz de eşek değiliz ya, biz de toplumsallaştık.

İşte o toplumsallaşma sırasında erkek egemen dilin karşı taraftan çok hoyratça kullanılmasına karşı eşcinsel ve kadın tepkisine katılmamak elde olmadı. Hani öyle dostlar alışverişte görsün diye yapmadım, inandım da yaptım.

Dostlar arasında gene ataerkil ataerkil, falluslu malluslu yardırmaya devam ettim, yalan yok. Ama sosyal medyada bir küfür etmeden önce on kere düşünmeye başladım; "anasını sikersem cinsiyetçi olurum, en iyisi ağzına sıçayım", "orospu çocuğu demiyoduk, o zaman şerefsizin oğlu diyeyim" gibi monologlar içinde yuvarlanıp gidiyordum.

Olay monolog olduğu için sıkıntı yoktu. 

Fakat ne zaman ki bu sosyalleşme olayı yazılı olandan çıkıp sokaklara döküldü o zaman çelişkiler keskinleşti. Babamın yarattığı küfürlerin meşruiyet alanı o kadar genişlemişti ki binlerce insan hep bir ağızdan "siktirolgiiiiit, siktiiirolgiiiiit, siktirolgiit recep teyyip" diye bağırdık. Duvarlar "sis atma o.ç." yazılarıyla doldu. Erkek egemen dille direnenlerin arasında çıtkırıldım kadınların bile olması bir nebze bizi rahatlatıyor, tezerrüatlara daha yüksek sesle katılmamıza neden oluyordu. 

Sokaklar güzeldi, dostlar arasındaydık ve hep beraber falluslarımızı düzene karşı çevirmiştik.

Gel zaman git zaman sokaklar seyrekleşti. Sosyal medya Teyyip efendinin de saldırısıyla daha meşru bir alan haline geldi. Babamın meşruiyeti üzerine Teyyip'in meşruiyeti binince cinsiyetçi küfür ayıklama monologları da aldı başını gitti. Eskiden bu kadar zorlanmazdım doğrusu.

Sonra faiz lobisiydi şuydu buydu derken islamcı burjuvazinin faizi helal kılmaya yönelik ortaya attıkları "darü'l-harb" kavramı geldi aklıma. Darü'l-harb kafirlerin hüküm sürdüğü toprak anlamına gelmekte ve yurdumun şakirtleri faizi, haksız kazancı vs. meşrulaştırmak için bu kavramı kullanmakta.

Onlar kendileri açısından haram olanları böyle basit bir şekilde meşrulaştırıyor da biz iki tane ataerkil küfürü mü meşrulaştıramıyoruz sevgili mayışseverler. 
Biliyorum bu aralar hepimizin dilinin ucuna sık sık "anasını avradını siktiğimin yalancı pezevengi" geliyor, "amına koduuumunun orospu çocuğu" geliyor. Hele aramızda Adanalılar var onların dilinin ucuna gelenleri burada saymıyorum bile. 

Peki bugün "eşcinseller ve kadınlar açısından Türkiye darü'l-harb'dir" desek kim bize karşı çıkabilir sevgili mayışseverler? Tabii ki de ılık islamcı radikal liberaller... Peki bu tezimize bile kafadan karşı çıkan bir kitleye bir "orospu çocuğu" desek çok mu?

Bu yazı bir soruyla bitmedi mayışsverler, bir taleple bitti: Çok mu?


Bu sefer Levent Kırca "tam yerine rast geldi, manzara koydu"

Levent Kırca üzerinden bir şeyler yazıyorum ve bunu yaparken ne kendimden ne de Levent Kırca'dan utanmıyorum. Durum ben ve Levent Kırca için vahim değilse birileri için oldukça vahim gibi duruyor. Ama bu vehamet aşılamayacak bir vehamet değil dostlarım.
Emekli öğretmen tezlerimi baştan sıralayayım, ondan sonra da durum kimler açısından vahim onu söyleyeyim ben size. Hadi bakalım...

Emekli öğretmen tezi 1: Levent Kırca'nın AKP iktidarıyla birlikte artık "abartabileceği" bir iktidar unsuru kalmamıştır. "Pijamayla çıkarım gene satarım" diyen bir Bakan'ı, vatandaşa "sevindiysen takla at da görelim" diyen bir Bakan'ı mizah unsuruyla eleştiremezsiniz, ona dair abartabileceğiniz bir şey kalmamıştır. O yüzden karikatür dergileri ortalama bir haber dergisi gibidir artık, o yüzden yandaş basının yazdıkları çoğunlukla Zaytung'dan daha abartılıdır. Böyle bir durumda mizahla bir şeyleri değiştirmeniz zorlaşmıştır. Örgütlenmeniz gerekir.


Emekli öğretmen tezi 2: Levent Kırca'nın yıllarca ekmeğini yediği sarhoş tiplemesi -ki bana kalırsa onlar rol değildi- alkol yasaklarıyla birlikte tamamen politik bir kimliğe büründü. Alkol içmenin politik bir tutum olduğu memlekette sarhoş tiplemesiyle komiklik yapamazsınız, ancak politika yapabilirsiniz. Levent Kırca da bunu yapmıştır.


Yani bir siyasetçi olarak Levent Kırca yalnızca bir sonuçtur. Bu sebepten ötürü Levent Kırca'nın politika yapması sinirimi bozmadı, "ne yapıyor bu adam" demedim. Adam yıllarca Süleyman Demirel, Turgut Özal taklidi yaptı, öyle bir geçmişten sonra daha farklı bir politik dil tutturamazdı. Olacak o kadar...


Diğer bir yandan Levent Kırca'nın politika yapmasına, bunu da örgütlenerek yapmasına saygı duydum. Ha ne kendisi ne örgütlendiği yer bana ciddi gelmiyor, bu ayrı bir tartışma konusu.


Buradan bu vesileyle bu satırları büyük ihtimalle okumayacak olan sanatçılara sesleniyorum.


Sanatçı abilerim, ablalarım, kardeşlerim, yeğenlerim siyaset ciddi bir müessesedir. Ciddi olmasına rağmen eğlencesiz de değildir. Hem siz drama falan bilen adamlarsınız eğlenceli hale getirecek olan biraz da sizsiniz. Öyle #flamasızgezi'ydi, #çekirdeksizkarpuz'du gibi genetiği değiştirilmiş söylemlerle siyaset olmaz. Adam gibi bir oturun ne istediğinizi düşünün, sonra gidin düşüncelerinize denk düşen insanlarla bir araya gelin, güç verin, güç alın. Aksi halde Levent Kırca'dan daha saygıdeğer bir konumunuz olmayacak. Düşünün şu yazı da bile adınız olmasa bile zamiriniz ne kadar fazla Levent Kırca'yla yan yana geldi. Hadi abilerim, ablalarım, kardeşlerim, yeğenlerim örgütlenin azıcık...

Siyasal islamcılık olarak antikapitalist müslümanlık...

Politize oldum gençler, çok politize oldum.
Eskiden de politizeydim zaten ama burada ciddiyet barındıran bir şeyler yapmıyordum. Gerçi gene çok ciddiyet barındırdığını iddia edemem ama artık herkes politize olduğuna göre ben de burada ciddiyetsiz bir şekilde politika tartışabilirim.

Gezi günleri, Gezi geceleri güzeldi. Yalnızca Gezi'de değil her yerde güzeldi. Ama ben size Gezi'yi anlatmayacağım, anlatılacağı kadar anlatıldı, dinlenileceği kadar dinlendi; ama daha yaşanacak çok şey var.


Ben aslında sinirliyim, sinirliliğim dinsizliğimden geliyor. 15 senedir tam zamanlı ateist olarak aranızda yaşar giderim. Cami, kilise, sinagog, cemevi gibi ibadet yerlerine gittim gezdim, bakındım ettim, bir keresinde namaz bile kıldım ama darılmayın gücenmeyin yarın bir gün Allah'ın varlığına ikna olursam hıristiyan olurum, kiliseler güzel. Bununla birlikte düşündüğümüzde benim dini görüşlerimden size ne değil mi sevgili mayışseverler, pek tabi sizin dini görüşlerinizden de bana ne aynı zamanda. Bu seviye güzel, bu seviyeyi koruyalım.


Peki bu hoşgörü ihtiva eden görüşlerime rağmen ben niye sinirliyim?

Antikapitalist Müslümanlar ile Devrimci Müslümanlar'ın yeryüzü iftarları var ya, ben onlara da sinirli değilim, ben o şovlara sevinen solculara sinirliyim. Çok sinirliyim sevgili mayışsever, sen seviniyorsan sana da sinirliyim... Neyse itiraf edeyim sana çok sinirli değilim, sinirim dilimde...

Yıllardır ülkede bir şeyler değiştirmek için didinen ben ve benim gibi insanlara sürekli "din varken başaramazsınız" diyen insanların bir noktada haklılık payı vardı. Biz siyaset yapıyorduk, karşımızdakiler ise "din" yapıyorlardı. O yüzden laikliği savunduk, dünyayı ve insanları değiştirmek için ayet değil siyaset tartışmalıydık çünkü...


"Hükümet istifa" sloganlarımızın "camilere ayakkaplarıyla girdiler" söylemiyle karşılanmasına hiçbirimiz gibi ben de şaşırmadım.


Sonra Gezi'de kandil kutlandı, simit yenildi. En popüler sloganlarından birisi "şerefine tayyip" olan bir hareketliliğin "bu gece içmiyoruz beyler" tepkisi garip geldi bana. Ki aynı insanlar "Gezi Parkı mücadele alanıdır, burada içki içmeyin" diyenlere -biraz da haklı olarak- "bu mesele biraz da alkol yasağından başladı, siz bize içmeyin diyorsunuz" diye tepki gösterdiler.


Ve ramazan geldi, Taksim'e yeryüzü sofrası kuruldu, bu sofra güzel bir sofra ona sözümüz yok dostlar... Ama o sofraları aşan bir Antikapitalist Müslüman, Devrimci Müslüman sıfatı var ki kıllanıyorum ben. Bana "allahsız komünist" sıfatını anımsatıyor biraz. Aynı dilin ürünü gibi geliyor bana.


Ben Marksist Leninist Ateist diye geziyor muyum?

Hayır.

Niye?

Çünkü benim dinimden sana ne değil mi?

Ey Antikapitalist Müslümanlar, Devrimci Müslümanlar.

Siyaset yeryüzü sofralarınız gibi yeryüzünde kalsın. Beraber oturalım orada, paylaşalım.
Dinli-dinsiz, alevi-sünni, hıristiyan-müslüman Gezi'de bir arada sıkıntısız bir şekilde yan yana durabildik. Gene dururuz, sıkıntı yok Bir şu din meselesini Allah'la aranızda halledip gelseniz ne güzel olacak. Antikapitalist veya devrimci sıfatı size yetmiyorsa çapulcu verelim, biz ayyaş siz çapulcu gül gibi geçinir gideriz...

Bundan sonrası Antikapitalist Müslümanlar'la Devrimci Müslümanlar'a hayırhah bakan "allahsız komünistler"e gelsin.


Güzel kardeşim, sen yıllardır milletin dinle uyutulmasından, manipüle edilmesinden şikayetçiydin haklı olarak. Haklı olarak müslümanın antikapitalistini, devrimcisini görünce -özür dileyerek bu tabiri kullanıyorum- mal gibi sevindin. Sana iki sözüm var:


Bir "antikapiltalist müslüman" söylemi, siyasallaşmasını din üzerinden sağlamış kitle üzerinde bir sempati uyandırmıyor.

İki "antikapitalist müslüman" söylemi zaten seküler bir noktada duran inananlar üzerinde bir sempati oluşturuyor. Yani sana faydasından çok zararı var...

Çok jakoben bulmayasanız diye bir sonsözle bağlayayım. (Biz buna liberal savan diyoruz)

Sonsöz: Egemenlere karşı karşı mücadele ederken egemen olmayan bir sıfatı taşımanız yeterlidir, egemen olmayan bir sıfatın yanına bir de egemen sıfat ekleyerek egemen dilin alanını genişletmiş ve tartışmayı egemenlerin söylemiyle yeniden üretmiş olursunuz.