Bir insanın vatanı çocukluğudur.
Büyük ihtimalle bir yerlerden duydum bu sözü. Eğer başkası daha önce söylemediyse baya sağlam bir söz söylemişim bence. (gugıldan baktım, söylemişler...)
Nereden çıktı diyeceksiniz, geçen gece eve doğru yürürken, sokağın birinde bir evden gelen yüksek seviyedeki televizyon sesi götürdü beni vatanıma. İzlenen film neydi bir fikrim yok, Türkçe dublajlı bir yabancı filmdi. Şimdi diyeceksiniz ki "bilmediğin bir film nasıl götürdü seni çocukluğuna?" Şöyle oldu: Çocukluğumun geçtiği yerde açık hava sineması vardı. Türkçe dublajlı yabancı filmlerin boğuk sesi evimize kadar gelirdi. Gerçi evde çok durmazdık ama olsun, ses yine de gelirdi.
Vatan özlemi dediğimiz şey çocukluk olunca böyle kıldan, tüyden şeyler depreştiriyor haliyle. Bu özlem yüzünden 10'ar yıllık periyodlarla "80'ler ne güzeldi", "90'lar ne güzeldi" gibi vatan özlemini sömüren geyikler hep devam ediyor.
Vatanıma gelince, oldukça şanslı bir çocuktum ben, vatanım güzeldi.
Fakat benden çok çok daha şanslı çocuklar var: Direniş zamanı Gezi Parkı'nda olan çocuklar onlar.
Onlar slogan duyduklarında, direniş şarkıları dinlediklerinde, biber gazı soluduklarında, karşılıksız bir şey paylaşıldığı gördüklerinde vatanlarını hatırlayacaklar.
Neyse dostlarım, yaşlanıyoruz. Hiçbirimiz vatanımıza tekrar dönemeyeceğiz büyük ihtimalle. Gidebilsek ne güzel olurdu ama... Olur mu ki?
Olmaz. Ama bir ihtimal daha var. Belki başka vatanlara gideriz. O başka vatan Gezi günleri gibi bir şeye denk gelirse tadından yenmez. Hele öyle günlerde açık hava sineması, gazoz ve çekirdek olursa çocukluğumu özlemem bile...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder