Pireli ülke

Türkiye hep mi bir şakaydı yoksa son 10 senede mi böyle oldu diye düşünürken Orhan Veli'nin Pireli Şiir'inin Ruhi Su ile buluşmasını dinledim. Kesmedi bir de Timur Selçuk'tan dinledim.

Bu ne acayip bilmece! 
Ne gündüz biter, ne gece. 
Kime söyleriz derdimizi; 
Ne hekim anlar, ne hoca.

Anlamak için çok kötü bir noktada sayılmayız aslında. Zira hepimiz hoca olamasak da belli bir hekimlik seviyesine ulaştık. En azından ilk yardım ve cilt hastalıklarında. Mecburiyetten. 

Ailenin, Özel Mülkiyetin, Devletin Kökeni'ni okuyalı yıllar oluyor. Aile ve özel mülkiyetle baya bir mesafem olsa da devleti ensemde hissediyorum. Saplık ve açlık alıştığım şeyler. Devlet dairelerine alışamadım. 

Kimi işinde gücünde, 
Kiminin donu yok kıçında. 
Ağız var, burun var, kulak var; 
Ama hepsi başka biçimde. 

Devlet erkanına da alışamadım. Ki meslekten ötürü her gün yüz yüze geliyorum. Göze göze geliyorum. Yeri geliyor bazılarının elinden mikrofonu alıp lades kemiği veriyorum. Örneğin Tayyip'i sadece ellerine bakarak tanıyabiliyorum.*

Kimi peygambere inanır; 
Kimi saat köstek donanır; 
Kimi kâtip olur, yazı yazar; 
Kimi sokaklarda dilenir. 

Ben yıl dönümlerini yakalayabilen bir adam değilim, Orhan Veli'nin geçmiş 100. yaşgününü anmak da böyle gecikmeli oldu. Tüm külliyatını okuduğum iki şairden biri Orhan Veli. Diğeri Ahmed Arif. Evet toplamda iki kitap yapıyor. Evet öküzüm. Ama hakkımı da yemeyeyim biraz rafine bir öküzüm. 

Neyse mayışsever, biz konumuza dönelim.

Konumuz ülkenin böcek familyalarıyla imtihanı. Orhan Veli ülkenin taze zamanlarında yaşadığından ve kendisi ince bir şair olduğundan ülkenin köpekleşmesinden değil pirelerinden bahsetmiş. 
Orhan Veli gittiğinden beri duble yollarda, otobanlarda köpekleştiğimizden böceklerin niteliği de bir hayli değişti. Kenelerden, sünelerden geçip uzay çağına girmemiz şerefine elektronik böceklere eriştik. Memleketi yönetenlerin ailelerinin ve özel mülkiyetlerinin kökenini bu sayede daha bi güzel kavradık. Bu arada devlet kökenlerinden iyice kopup bir hayli piçleşti. 

Bu düzen böyle mi gidecek? 
Pireler filleri yutacak; 
Yedi nüfuslu haneye 
Üç buçuk tayın yetecek? 

Orhan Veli gitti gideli pireler kendini çok geliştirdi. Sonraları hayatımıza tayın yerine beyaz ekmek girdi. Gerçi bir ara ona da bulaştılar ama o vitaminsiz besin öyle hayatımızdan bir anda çekilip alınamayacak kadar çok sevildi.

Karışık bir iş vesselâm. 
Deli dolu yazar kalem. 
Yazdığı da ne? Bir sürü
İpe sapa gelmez kelâm 

Kalemlerin, klavyelerin, spreylerin ve markörlerin deli dolu yazdığı; milli birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olan şu günlerde Orhan Veli'ye kendi meşrebimce bir teşekkür ederken sözlerimi Halim Şefik Güzelson'un (Onun da tüm külliyatını -1 kitap- okumuşum bu arada) Orhan Veli için yazdığı şiirle bitiriyorum...

Morgda açılınca kafatası
Doktor beyler beyin gördüler
İndirince tenkafesine neşteri
Doktor beyler yürek gördüler
Yürekte ne gördüler dersiniz
Yürekte memleket gördüler
Dünya gördüler
Bir de dost gördüler
Ama bu işte doktor beyler
Doğrusu geç kaldılar
Çok geç kaldılar

(*) Mesleğim meclis çaycılığı veya manikürcülüğü değil grafikerlik. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder