İçimizdeki Polyanna

Evet sevgili mayışseverler.
Bugün size kişisel gelişeceğim.


İçimizdeki Polyanna...


Bir birey olarak amele sınıfına duhulümden önce ben, bir garip polyanna idim.
Birey olarak sınıfa dahil olmamdan önce de çok çalıştım ve bir kısmı gerçekten ağır işlerdi.
Fakat Polyanna dediğimiz karakter, siz işçi sınıfına tam anlamıyla girmeden, çıkmaz bedeninizden.
Ben her ne kadar halen üniversite kurumunun vesikasını taşısam da cebimde, geri dönüşsüz bir şekilde kaydoldum amele defterine.
Neyse gelelim içimizdeki Polyanna'nın yediği herzelere.
Gözünüzün önüne herhangi bir üniversiteden herhangi bir bölümün birinci ve son sınıf öğrencilerinden getirin.
İkisi arasındaki fark ne bilgi, ne birikim, ne teori ne pratik değildir; ikisi arasındaki fark son sınıftaki öğrencinin Polyanna'nın orospuluğuna ikna olmuş olmasıdır.


Son sınıftaki arkadaşımız iyimser bir noktadadır esasında. Mezuniyetinden sonra:
Erkekse askerliği aradan çıkarıp, ilk bulduğu işe yerleşip, mülteci isteklerden uzak, ekmek çalmadan karnını doyurabilmenin sadetiyle, maddi sıkıntıları aşıp, evlenip, daha sonra eşini aldatana değin aynı monotonlukla devam edecek yaşantısına.
Eşini aldattıktan sonra mevcut monotonluktan haz etmeyenler boşanıp farklı monotonluklar peşinde koşarlar. Kombine maç bileti/dizi bağımlılığı, müdavimi olunan bir meyhane/kafe ve aynı kaderi yaşayan iki arkadaş zaruridir.


Bir de ikna olmayanlar ve günde iki sefer yapan otobüsü saatine bakmadan bekleyen emekliler gibi Polyannayla ilişkilerine devam edenler var.
Bunların az daha kafası çalışanları öğrenciliklerini çeşitli veçhelerde devam ettirirler. 8 sene sonra evlenecekleri gene kendileriyle aynı kaderi yaşayan sevgilileri varsa sıkıntı yoktur.
Bunların Polyanna'yla evlenip çocuk yapma niyetinde olanları ise çeşitli holding bünyelerinde ofis boy olarak kariyer basamaklarını temizlerken görebilirsiniz. Sevgilileriyle (erkekleri için var olma ihtimali oldukça düşüktür) kariyer, mayış, hobi, yetenek yarıştırmak gibi salak işlere girmeye yatkın olduklarından, kaçınılmaz sonları malca evliliklerdir (erkekler için annelerinin bulduğu gelin adayları, kadınlar içinse aynı kulvarda koşmadıkları zengin kocaları).
Şimdi "Ne yapalım yani, her şeye küsüp 15 yaşında ergen gibi kendimizi odamıza mı kitleyelim?" dediğinizi duyar gibiyim.
Banane arkadaşım ne yaparsanız yapın; benden uzak olun isterseniz kendinizi Himalayalarda tapınaklara zincirleyin.


Neyse benim demek istediğim içimizdeki Polyanna, genel toplamda etkisiz bir girdiyse de hayatımıza, dönüp arkamıza baktığımızda "keşke Haldun Ayıoğlu'na peşkeş çekseydim bunu" dedirtmekte.


Mayış sıkıntısında birşey yazmanın en büyük sorunu şu on dakikada yazılabilicek yazının 10 saatlik geniş bir süre içerisinde parça parça yazılması.
Yazının başına baktım şimdi, kişisel gelişeceğim demişim, yazının sonunda Polyanna'yı Ayıoğlu Ayı'ya siktirmişim.
Biraz tarz meselesi, yazının hiç bir yerinde söylenmeyecek şeyi ortada söyleyiveriyorum.Tabi bunda Sıvaslı olmamın da payı yok değil.


Neyse.
Kariyer diyorum sevgili mayışsever, kariyer amele işi değildir.
Sevgili mayışsever, kariyer, mayışı yoksulluk seviyesinin üstünde insanları enterese eder.


Yani benim güzel mayışseverim
Aysonunu düşünürken ürpermek yok
Bezmek, sıkılmak, geyik çevirmek
Ya da ekstre beklemek
Gözleri yatırıp hesaplara
İçtiğim biralar geliyor aklıma
Bir açıklaması vardır elbet 
Giderken borç yatırmaya
Emekli olamayacağım örneğin
Köle olmak ne garip şey mayışsever...


İşte mayışsever, Polyanna'yla çıkılan yolda amele olarak varılan yer; Ahmet Kaya.
Bir döngü var, kısır mı bilmiyorum fakat:
Altı yaşındaki insanlara Polyanna masalları anlatılırken, ben kasetten Ahmet Kaya dinliyordum anlamadan.
Başladığımız yere dönüyoruz zaman zaman. Fakat ne döndüğümüz yer aynı mekan, ne dönen aynı adam.
İdrak ediyoruz ne garip bir nehirde iki kere yıkanamayacağımızı bir kere bile yıkanmadan.
Tabula rasaya birşey yazmadan sayıyoruz kendimizi adamdan.
Polyanna diyorduk, Polyanna benim güzel ablam, yaşamadı reelde.
Yaşasaydı zaten, evlendirilirdi tecavüzcüsüyle.
Diyeceksin yine bana kötümser.Deme öyle, realistim ben.
Geçmez miydi ırzına Polyanna'nın, alkol yerine üzüm yiyin diyenler.


Gene saptık konumuzdan, kişisel gelişecem diyordum, gelişiyorum yavaştan.
Hayatta insanı yönlendiren ilkeleri değil refleksleridir anlamadan.
Refleks edin mayışsever.
Eğilme yere götünü duvara yaslamadan.
Septik ol, bokunu çıkarmadan.
Rahat ol, kendini kasma.
Biter her mesai nasılsa...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder