Bugün ilginç bir gün, bir buçuk saattir çalışıyorum ve henüz kimse müzik açıp kafa ütülemedi, ama yine de uykum geldi, tek gözü neredeeyse kaoanmıl olarak yazan ben.
Neyse ayıldık vesselam öğle üzeri ve bugün nasıl olduğumu bilmiyorum.
Buradan ontolojik bir takım meseleler tartışılabilir ama girmeyecem oralara.
Bunun yanında kendi kendime yapabileceğim geyiklerin de sınırına geldim, hayali arkadaşlara ihtiyacım var sanırım benim.
Bu düşüncelerimi geçenlerde bizim Ömer'e de açtım. Ömer sıkılgan bir arkadaş ve sıkılganlığı o kadar bulaşıcı ki iki gün üstüste takılsam üçüncü gün kış uykusuna yatasım geliyor.
Neyse bizim Ömer'e açtım konuyu, çok ilgilenmedi haliyle. Napcan dedi arkadaşı, olur olmadık yerde zırt pırt çıkacak dedi ortaya.
Ömer'in durduğu yerden bakınca hak vermemek elde değil, adamın ömrünün 4'te üçü uyumakla, kalanı da uykuya dalmakla geçiyor; haliyle dikkatini dağıtacak kimseleri istemiyor etrafında.
Ömer bunu söyledikten sonra uyudu, ben de uyumuşum. Uyandığımda çoktan öğlen olmuştu. Bir hışımla işe geç kaldığımı düşünerek adrenalin salgıladım, hemen sonra günün pazar olduğunu hatırladım. Ömer'in kalkıp gitmiş olmasına çok şaşırmıştım.
Az sonra onu da hatırladım. Ömer pazar günleri evde kalan komşu çocuklarının yaptığı gürültüden kurtulmak için erkenden kalkıp tatil yapan devlet dairelerinin bahçelerinde gider, çimlerde uyuklardı.
Bunları düşünürken uykum da iyice açılmıştı. Güneşli bir pazar günü cepte az bir para ve aylık akbil. Kahvaltımı vapurda yapmaya karar verdim. Önce Kadıköy- Beşiktaş, Sonra Beşiktaş - Üsküdar.
Üsküdar'dan Kuzguncuk'a doğru yürümeye başladım. Hayaller kura kura Kuzguncuk'a vardım. İskeleye varıp denize karşı oturdum, yanımda duran amcadan bir dal sigara istedim, çakmağım vardı. Kendimi profesyonel otlakçı olarak göstermemek için yanımda hep çakmak taşırım, en son paketi üç hafta önce almıştım.
Amca'nın bıyıklarının rengine bakınca sigaranın Samsun olduğunu tahmin etmiştim fakat uzun Samsun'a şaşırmaktan kendimi alamadım. Amca SSK'dan emekliymiş, üç çocuğu okuyup iş güç sahibi olunca karısını boşayıp büyük kıza postalamış. Şimdi harabe ahşap evinde tek başına kalıyor.
Bir sigara daha istemek için baya bi muhabbet ettim kendisiyle, neyseki kendisi çok sık içtiği için ve içerken bana da tuttuğu için üç uzun samsun daha içmiş oldum, en son kız arkadaşımla buluşacağımı söyleyip yanından kalktım öksürerek.
Halbuki kız arkadaşım yoktu, yaşlı adama hayatından biraz daha nefret etsin diye öyle söyledim. Üç dal sigara verdiği için beni en yakın arkadaşı mertebesine koymasına sinirlenmiştim. Sonuçta ben de mutsuzdum ve hayatımı paylaşabileceğim bir hayali arkadaş arıyordum, onun üç dal sigarayla tüm duygusal ihtiyacını giderebilmesi hiç adil değildi. Yoksa ben de biliyorum "benim en iyi dostum içkim, sigaram" demeyi, beni onlar da terketmişti haliyle.
O sinirle abartıp Kandilli'ye kadar yürümüşüm, Avrupa'nın tepesinde olan güneş boğaz üzerinden gözüme geliyordu, neyseki abimin eski güneş gözlüğü yanımdaydı.
Sonra olmayacak şey, Mehmet'le karşılaştık. Eski bir arkadaş, çok eğlenceli bir kişiliktir ve tanıdığı tanımadığı herkese laf atar, herkesle dalga geçer.Huyunu bildiğimden kendisine hayali arkadaş aradığımı söylemedim.
Çünkü biliyorum söylesem "Elizabet'ten bıktın demek" diye konuya girip, hayali arkadaşımın cinsiyeti üzerinden beni gizli ibneliğe kadar götürürdü. Mehmet'i ekmek için hayali sevgilimi öne sürdüm, Mehmet kıllanmasına rağmen üstüme gelmemişti. Kendisinden hayali sevgilimi öne sürerek 10 tl borç istedim. 10 tl'yi geri vermeyeceğimi bildiğinden uzun vadeli bir yatırım kararı alarak, bozuğu olmadığını isterse 50 tl para verebileceğini söyledi.
Geri çeviremedim. Geri çevirseydim kız arkadaşsızlığım ortaya çıkacaktı zira. Ve böylelikle hayali kız arkadaşım yüzünden 50 tl cari açık vermiş oldum durduk yerde.
Mehmet'ten ayrılınca otobüse atlayıp Kadıköy'e geçtim. Hava kararmaya başlamıştı. 4 bira, yarım ekmek köfte, bir de samsun 216 alıp Moda sahile indim. Aslında niyetim uzun samsun almaktı fakat Moda'da bulamadım.
Moda sahilde çimlere oturup sokak köpeklerinin köfte kokusuna gelmesini bekledim. Gelip yanıma oturdular, köfteleri azar azar verdim. Son kalan köfteyi vermedim ama.
Sonra onlara hayali kız arkadaşımı ne kadar sevdiğimi fakat onun ne kadar anlayışsız, ne kadar vefasız olduğundan falan bahsettim.
İki saat kadar köpeklere birşeyler anlattım. Daha sonra sahibi tarafından sıçması amacıyla gezdirilen bir golden peşinden gitti hepsi. Bira bitmişti, son kalan köfteyi ben yedim.
Sonra Mehmet'i aradım, kız arkadaşımdan ayrıldığımı, moralimin çok bozuk olduğunu, bir kaç şişe bira alıp Moda sahile gelmesini söyledim. Niyetim hayali kız arkadaşımdan ayrılıp biraz da olsa cari açığımı kapatmaktı.
Mehmet bahane buldu, köpekler geri dönmedi.
Ömer'i aradım, "sana geleyim mi?" dedim. Ömer "Hacı hatun gelecek eve" dedi. "Abi arkadaşı varsa çağırsın, ben de para var, şarap alıp geleyim, makarna da yaparız avrupai hesabı" dedim. Ömer "Abi arkadaşı falan yok asosyal o da benim gibi" dedi.
Bunun üzerinde 2 bira daha alıp Sahile geri döndüm. İyice sarhoşlamıştım, eski hayali sevgilime birkaç mesaj attım. O da beni unutamamış geldi hemen.
Sigara uzattım almadı ama biramdan bir kaç yudum aldı. Sonra "Biz neden böyle olduk" dedi. Az yukarıdaki kulüpte Ağrı Dağın Eteğinde Remix çalıyordu. Hayali sevgilime baktım, çok güzeldi, gülümsedim kendisine. "Boşver" dedim, "Bak bizim şarkımız çalıyor"...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder