Müzik Zehirlenmesi Üzerine - 2

Abiii, abi ben seni seviyom, seni seviyom abi...
Bu sessiz cinnetin sebebi, eve gidip kulaklığımı almadan dört günlük bir aradan, hem de insan gibi geçen dört günden sonra, işe gelmem.
Yine ister istemez pop müzik yazısı olarak çıkacak ama birisi acısını unutup öcünü alacakmış, çok saçma geldi bir an acıtmayan bir şeyin öcü niye alınır, ne gereği var anlamadım.
Galiba mutsuzuğuma sebep, bu anlama çabamın hala yok olmaması. Hem ne demiş Bülent Ortaçgül: Anlamak çözmeye yetmez, senle olmaz, senle olmaz.


Bugün bana insalığın karşı evrimi üzerine bahsedesim geldi bir an. Şimdi bu yataktan menderesler oluşturarak akarım ben.
Bu yazıyı okurken bilimsel olmadığını fakat gelecek kuşaklara karşı evrime uğrama ihtimali olan ve kendince bu sürece teslim olmamaya çalışan bir amelenin, kendini kendine ifadesini bırakabileceğini ümit etmekle yetinelim.
Tabi esas umuş karşı evrim geçirmemek hususunda. Neyse yeter bu kadar açıklama, saçmalamaya başlayayım.
İnsanlığın karşı evrimini hayali bir labarotuarda, denek olarak kendimi kullanarak anlatmaya çalışayım. Evrim-devrim muhabbetleri döndüğünde hep söylenen bir şeydir: bu işler lineer gitmez; arada hoplayıp sıçrar, bunlara sıçrama denir.
Ben buna dialektik olarak "süreklilik ve kopuş" diyorum. Şaka lan şaka, ben demiyorum, Metin Çulhaoğlu yazdıydı bir kaç sene önce, güzel yazdıydı. 
Eğer şizofrenlikten sayılmazsa insan psikolojisini anlamak adına bir deneycinin denek olarak kendisini seçmesi bence parlak fikir. Sağolsun bir iş arkadaşım kendimi denek gibi hissetmeme yardımcı oluyor.
Pavlovun köpeği misali iş yerinde bilgisayarın haborlörü açılınca avuçlarımı bir kaşıntı alıyor, bir yerlere vurmak isteyeceğimi düşünüyorum ve inanır mısınız, müzik başlayınca gerçekten bir yerlere vurmak istiyorum...
Yapı ve üstyapı arasındaki ilişki misali, bilincim ve bilinçaltım arasında bir ilişki olduğunu varsayarsak ki var sanıyorum; bilincim razı olmasa bile dış faktörler bilinç altıma pop kültürünü ilintilendiriyor olmalı.
Yani ben şu anda bilincinde olarak bilinçaltıma pop kültürünün işleniyor olduğunun farkındayım diyebilirim. 
Şimdi de kendi kendime fal bakmışım gibi hissettim, "3 vakte kadar nefret ettiğin şarkıları mırıldanmaya başlayacaksın sevgili kendim"
Neyse fal geyiği daha sonra kahve içince yapılır fakat az önce değindiğim mesele kafamı kurcalamaya, çalan müzikse kafamı çitmeye devam ediyor. 
Bilinçli bir hareket olarak kulaklıkla kendi müziklerimi dinliyorum genellikle, lakin bu da ayrı bir handikap doğuruyor. Ne demiş dedelerimiz "insan sosyal bir hayvandır. Şimdi kendimi sosyallikten soyutlayıp en fazla zaman geçirdiğim insanlarla ilişkimi kessem insanlık güme gidecek ki, hayvanlığı buna tercih edebilirim o ayrı.
Kaldı ki mesafafesiz davransam insanlıktan daha hızlı çıkaracaklarını ve onlara ana avrat dümdüz gideceğimi biliyorum. Şimdilik "gerizekalı gerizekalı konuşma" demekten öteye geçmedim. 
Bir de durup dururken geldi aklıma "Bir ben var benden içeri" derken Yunus şizofreniyi mi tarif ediyordu acaba. Şizofreni üzerine lafladık arkadaşla dün, senkronsuz çalışan çift çekirdekli bir bilgisayar, iki ayrı bellek... Normal bir insanın beyninin çük kadar bir kısmını kullandığını düşünürsek 20-25 tane kişiliğin aynı anda bir bedende istihdamı mümkün görünüyor.
Eğer bunların birbirleriyle iletişimi mümkün kılınabilse evrim anlamında büyük bir sıçrama olabilir bence. Haydi bilimkurguya saralım.
En nihayetinde ben, hükmettiğim bedene iyi bakacak, yemini suyunu eksik etmeyecek, heteroseksüel bir erkek kişiliğiyle bedenimi paylaşabilirim.
Şimdi "bedene iyi bakması şartı" size mülkiyetçi bir tavır olarak görülebilir, yanlış anlaşılmalara mahal verebilir. Siz o mahalleri boşverin. Bedenin iyi kullanılmasını istememin sebebi tüm canlılara ait olan bir kaynağın optimum verimlilikte kullanılması arzusudur.
Ha ne olur dünyamız iyice zengin, bolluk olan bir yer haline gelir, o zaman her kişilik alır bir beden ne istiyorsaa yapar, birden fazla kişinin kullandığı bedene kimsenin zarar verme hakkı yok.
Heteroseksüellik konusunda da cinsiyetçi diyebilirsiniz. Derseniz hakkınız, kızmam. Fakat "Ben cinsiyetçi değilim" hırsıyla gidip mabadı tokmaklatamam, olmaz yani.
Ha şimdi benim şizofrenliğe bu kadar ket vurmaya kalkmam da olmaz o ayrı birşey. Sonuçta bedenini paylaştığın kişilik ne anan, ne baban, ne kardeşin; tanımadığın adama hangi kanaldan şart koşacaksınız, hem geçtim bedenin tapusu üstümüze de değil, bakalım diğer kişilik sizi beğenecek mi?
Kaotik bir durum değil mi?
Yaşasın tek bedende anarşizm, yaşasın şizofreni...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder